Hiçbir peygamber bir iletişim aleti değildir

22 01 2010

Farsça “haber” anlamına gelen ‘peyam’ sözcüğüyle, “alan, getirip götüren” anlamına gelen ‘ber’ sözcüğünün birlikteliğinden elde edilen “peyamber” kelimesi, Arapça’daki ‘nebi’nin karşılığıdır. Nebi, “haber verdi” anlamına gelen ne-be-e eyleminden türetilmiş bir isimdir. Nübüvvet, öznesi nebiler (enbiya) olan “haber verme kurumu”dur.

Bir nebiyi, sıradan bir “haberci”den ayıran, verdiği haberin “kaynağı”dır. Bu kaynak, mutlak bilginin de kaynağı olan Allah’tır ve bu kaynaktan gelen haber, vahiy adı verilen özel bir yöntem ve kanalla nebiye aktarılır. Görüldüğü gibi peygamberlik, haberin kaynağıyla haberin hedefi arasında bağlantı kuran bir işleve sahiptir. Bunu Allah-insan ilişkisine, Allah’ın insana olan şefkat ve merhametinin sayısız tezahürleri arasında çok özel yeri olan bir katkı olarak niteleyebiliriz.

Rasul ise “kolay, sıkıntısız ve güvenlikli olarak yol almak” anlamına gelen ‘resl’den türetilmiştir. “Sözlü ya da yazılı bir haberi taşımakla görevlendirilen kişi” anlamına gelir. Sadece taşıyıcı değil, aynı zamanda haberin kaynağını haberin hedefi nezdinde temsil eden bir misyona sahiptir. Bu nedenle rasul sözcüğünün “elçi” diye çevrilmesi, bu anlamı da kapsadığı için en doğru çeviridir.

Kolayca fark edileceği üzere, nebi ismi haberi taşıma fonksiyonuna, rasul ismi ise haber kaynağını temsil etme misyonuna tekabül eder. Nübüvvet, haberle ilgili, risalet ise haberin kaynağı ile ilgilidir. Kur’an’da farklı vurgularla da olsa birbirinin yerine kullanıldığı görülür.

Bir peygamber, ne “habercilik” fonksiyonunu, ne de “elçilik” misyonunu üstlenmeye tek taraflı olarak kendisi karar verebilir. Bu aklen de mümkün değildir. Çünkü, eğer bir haberden söz ediliyorsa, mutlaka bu haberin bir kaynağı olmalıdır. Eğer bir elçilikten söz ediliyorsa, onu elçi atayan bir makam olmalıdır. Her elçiliğin bir “temsil” olduğu, temsil edenden söz edilen bir yerde temsil edilenin varlığının kaçınılmazlığı müsellem bir hakikattır. Eğer söz konusu haber, ulaşılınca elde edilecek bir haber değil de, ancak iletilince alınacak bir haberse, bu durumda habercinin haber kaynağını ve haberi seçmesinden değil, haber kaynağının haberi ve haberciyi seçmesinden söz edebiliriz. Elçilik misyonu içinde geçerlidir bu: Hiçbir elçi, temsil ettiği makamın sahibini atayamaz, fakat her elçiyi atayan, ona elçilik payesini veren makamın sahibidir.

Bu durumda, peygamberlik kurumu, Allah-insan ilişkilerinde, hem misyon hem fonksiyon üstlenmiş çok ayrıcalıklı bir kurumdur. Bu kurumun mensupları olan peygamberlerin söz konusu misyonlarını kabullenmeden (iman), onların getirdiklerinin kaynağını, doğruluğunu kabullenmek söz konusu olamaz.

İndirgemeci aklın içerisine düştüğü en büyük yanılgı, peygamberliği salt haber taşımaya indirgeyip, misyonu ya sınırlamak ya da tamamen görmezden gelmektir. Oysaki misyon sınırlaması, aynı zamanda bir fonksiyon daralmasıdır.

Hiçbir peygamber, bir “iletişim âleti” değildir. Dolayısıyla peygamberler sesleri, yazıları, görüntüleri bir yerden bir yere taşıyan cihazlarla karıştırılmamalıdırlar. Allah, hiçbir elçiyi salt “ara kablosu” işleviyle sınırlamamıştır. Elçiler, kaynaklarına sadıktırlar, getirdiklerine önce kendileri inanırlar, eğer o yaşanacak bir şeyse önce kendi hayatlarında ortaya koyarlar. İşte bu da örneklik misyonudur. Kur’an, Hz. Muhammed (a.s.)’ da örneklik misyonuyla söz eder. Çünkü örnekler, “önder”dirler. Önderlik, insanların ardından değil önünden gitmeyi, onlara yol göstermeyi, iz bırakmayı, istikamet tayin etmeyi gerektirir.

Örneklikten söz edilen bir yerde, mutlaka iki şey gereklidir:

1. Örnek gösterilen şey, örnek alacaklar tarafından kesinlikle ‘üretilebilir’ bir şey olmalıdır. Üretilemeyecek bir şeyi örnek göstermek, güç yetirilemeyecek olanı teklif etmektir ki, Allah Tealâ için bu muhaldir. Meselâ, hiçbir mümine Hz. Peygamber’in göz rengi, boyu, kafatası yapısı örnek gösterilemez.

2. Örnek ile örnek alacaklar arasında yapısal farklılık bulunmamalıdır. Çünkü insan, ancak insanı örnek alabilir. İnsan meleği örnek alamaz. İşte bu nedenle her gelen peygamberin ilk verdiği mesajlardan biri, “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım” olmuştur.

Bu iki gerekliliği göz ardı ettiği için, aşırı yüceltmeci peygamber tasavvuru, sonuç itibariyle peygamberi hayattan dışlama anlamına geliyordu. Fakat ilginç olan, indirgemeci yaklaşımın da aynı kapıya çıkmasıdır.

Mustafa İslamoğlu


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

Gravatar
WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




Follow

Get every new post delivered to your Inbox.