İslamiyetin gelmesinden önceki arap toplumu, yüce, her şeyi yaratan, yöneten bir ilah tasviri olarak Allah’a inanıyorlardı. Ancak, Kur’an’ın yüce Allah’ı tasvir ederken kullandığı, her şeye gücü yeten, (bk. Bakara 109) subhan olan, (zaman ve mekan ötesi, bütün eksikliklerden arınmış, bk. Bakara 32,116, En’am 100) tek olan, (İhlas, 1) her şeyin O’na muhtaç olduğu fakat O’nun hiçbirşeye muhtaç olmadığı, (İhlas 2) doğmamış ve doğurulmamış (İhlas 3) gibi tanımlamalardan ziyade, dar kalıplı, Tanrı’yı yalnızca maddeye indirgeyen, Tanrı’yı insanlarla sanki iç içeymiş gibi düşünen fiziksel bir bakış açısıyla baktıklarından dolayıdır ki O’na ulaşmada putları aracı olarak kullanmışlardır.
Allah kelimesi, yine Arapça olan “ilah” dan gelmektedir. Arapçanın dil özelliklerine göre, ilah kelimesinin belirsiz olan anlamını başına gelen “el” ön eki ile Tanrı anlamına gelen “el-ilah” ile belirli bir hale getirir. Buna göre “el-ilah” kelimesi belirli bir Tanrı, daha doğrusu “Tek Tanrı” olarak düşünülmelidir. Böylece Allah lafzı ortadoğuda aslında çok öncelerden beri kullanılan ve “tanrı” anlamına gelen bir sözcük olarak karşımıza çıkmaktadır. Allah kelimesinin Hz. Peygamberle dolayısıyla da Kuranla geldiğini düşünen insanlara, Hz. Peygamber’in babasına islamiyetten çok önceleri Abdullah isminin verilişini hatırlatmamız gerekir. (Abd=Kul, Abdullah= Allah’ın Kulu)
Arapça ile akraba olan dillerde de ilah kelimesi benzer şekillerde seslendirilir. İbranice tanrı anlamına gelen “Eloah” , Keldanice “Alaha” ya da “Laha” , Aramice “Elaha” , ve Süryanice “Alaha” vb. gibi. Bunlarla beraber arap toplumunda, erlik sıfatı verilen el-ilah’ın yanında birde kadınlık sıfatı bulunan el-ilahat (allat)’a da tapılmasının yanı sıra, el-lat, el-menat, el-uzza gibi putlarada tapılmaktaydı.
Böyle bir yozlaşmış yapı üzerine, yüce Allah’ın o dönemin insanlarına gerçek bilgiyi ulaştırırken Allah lafzını seçmiş olması gayet normal ve mantıklı görünmektedir. Zira, tamamen farklı bir dil ve tanrı ismiyle gelmesi, Allah’ın Rablik sıfatı (eğiten, öğreten) ile çelişirdi.
[De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O'nundur.”] (İSRÂ 110)
İyi niyet ve samimiyet toplumda her zaman insanlara insan olarak kalmayı öğrettiği gibi bu duygular içinde olarak Yaratıcıya dua ve ibadet edenin isme takılmadan ayetlerde anlatılanları kavramaya çalışıp hayatını bu yönde yaşamaya çalıştığında Rabbimin samimiyetimizle bizi ölçtüğünü ve bize öğrettiğini hafızaya yerleştirirsek kendi irademizle kalbimizden geçen isimiyle anıp Yaratıcıya teslim olmuş oluruz.
Sonuçta ismi ne olursa olsun gerçek olan bizi yaratan, bize öğreten, bizi yönlendiren İlahi bir güç/kudret var.