Kendi halinde orta büyüklükte bir göldür Walden. Concorde’un güneyinde koyu, derin bir maviliğin kıpır kıpır oynaştığı bir alemdir burası. Concorde mu? Memleketim. Doğduğum yer yani. Amerika’nın Doğu sahillerinde, Kanada sınırına yakın küçük bir kasaba. Beni sorarsanız, kimisine göre dik kafalı bir serseri, kimine göre ağırbaşlı bir veliyim. Ne de olsa, günlerimi şu gölün kenarında avare avare dolaşmakla geçiriyorum kimilerinin gözünde. Yoo, pek zengin sayılmam. İşte orta halli bir ailenin iki oğlundan küçüğü, Henry David’im. Ailecek kurşunkalem imal edip satarak geçiniriz. Ben de zaman zaman yardım etmiyor değilim babama. Ama ne zaman şöyle birazcık param olsa, fırsat bu fırsat deyip alır başımı dere tepe dolaşmaya çıkarım.
Doğrusunu isterseniz, insanlardan beni anlamalarını da beklemiyorum artık. Hayatlarını öyle ayrıntılara boğmuşlar ki, şaşarsınız. Hani kime sorsanız, hep daha iyi bir hayat sürmek için çalışıp didiniyorum der ya, ama nedense didinmesi bitirip, şu daha iyi hayatı yaşamaya başlayan birini göremedim çevremde. Anlaşılan, her zaman şimdiki hayatlarını uğrunda harcayacakları ‘daha iyi bir hayat’ bulabiliyorlar. Ben de az uğraşmadım hani. Her genç gibi, çocukluk yıllarımın hepsini, gençlik yıllarımın çoğunu, o okul senin bu okul benim, dirsek çürüterek geçirdim. Harvard’ı bitirdim. Hatta birkaç yıl öğretmenlik bile yaptım. Ama küçüklüğümden beri illa da büyük bir yazar olmak istediğimden mi, yoksa sırf bu kaprisli toplumu protesto etmek için mi bilmem, -galiba ikisi de doğru- bu garip hayat tarzını seçtim.
Yazının devamını oku »
Son Yorumlar