Huzur nerede bulunur?

30 04 2010

Oturmuş sohbet ediyoruz. Konu ortak bir dostumuzdan açıldı.
Sık sık Hindistan ve Tayland‘a gidiyormuş…
Neden, diye sordum; o da mı ticaret kervanına katıldı.
Hayır! Bir gurunun peşine takılmış.
Birkaç yıl önce “huzur arıyorum” diye söylenip durmaya başlamış.
Önce tasavvufla ilgilenmiş. Birkaç kapıyı zorlamış. Olmamış. (O sırada olup bitenleri anlatan arkadaşım “elektriği tutmamış” der diye ödüm koptu!)
Sonra yurtdışında çalıştığı bir sırada biraz Hinduizm, biraz Budizm, bir parmak Zen balı, üzerine de azıcık Batı psikolojisi eklemeyi bilen bir guruyla tanışmış.
Çok etkilenmiş!
Hayatının yönü değişmiş!
Dostumuzun eğitimini, meraklarını ve yaşadığı mahallenin dışında yaşayanlara bile nasıl egzotik yaratıklar gibi baktığını hatırlayınca, doğrusu olanlara şaşırmadım.

Yazının devamını oku »





Başarılı olmak mutlu olmak mıdır?

19 04 2010

Bugün zihnimizin ve duygularımızın işleyişini, ortalıkta bulaşıcı hastalık gibi dolaşan ‘ezber’lerimiz belirliyor. Zihnimizin ve duygularımızın işleyiş biçimi de hayat karşısındaki durumumuzu tayin ediyor: Mutlu, mutsuz, umutlu, çökmüş, kararsız, sıkıntılı olmak gibi.

Geçen günlerde duyduğum bir slogan bazı şeyleri yeniden düşünmeme vesile oldu: ‘Mutlu olmak başarmak demektir.’ Tersinden söylenişini de duymuştum: ‘Başarmak mutlu olmak demektir.’ Aslında bu sloganlar da diğer pek çok benzerleri gibi çağın ‘ezber’lerinden değil midir? Gerçekten başarı ve mutluluk arasında bu kadar doğrudan ve birebir bir ilişki kurulabilir mi? Bir defa daha en başta, başarılı olmak, mutlu olmak ne demektir, bunlar bir tanım kalıbında dondurulabilir mi?

Yazının devamını oku »





Tebrizli Şems’in çekiciliği nereden kaynaklanıyor?

19 04 2010

Dikkatinizi çekiyordur; son yıllarda Mevlana kadar Tebrizli Şems’e de büyük ilgi var.
Bu bütün dünyada böyle…Hatta bakıyorum da, Elif Şafak’ın “Aşk” ve Ahmet Ümit’in “Bab-ı Esrar” romanlarıyla bilmedikleri bir alana dalıveren tanıdıklarım Mevlana’dan çok Şems‘ten dem vurur oldular. Şems deyince başka bir heyecan duyuyorlar.Bu arada TÜRKKAD geçtiğimiz günlerde İstanbul’da uluslararası nitelikte bir Şems Sempozyumu düzenledi. Duyuyorum, ilahiyat fakültelerinde Şems üzerine tez yapmak isteyenlerin sayısı artmış.En son bizim Aktüel dergisinin kapağında şu yazıyı gördüm: “Anarşist ruhlu sufi Şems.”

Yazının devamını oku »





Huzur istiyorsan, vazgeçeceksin !

13 04 2010

Nereden başlayabiliriz?” diye sordu. Ne için?
“Huzura doğru ilerlemek için” dedi.
Haydaa! Nereden çıktı bu şimdi?
“Kaçmak yok! Öyle insana dair haller üzerine yazıp dur… Sonra karşılıklı konuşmaya gelince başından savuştur olmaz” dedi gayet net bir tavırla.
Kaç yıllık arkadaşım nihayetinde…
Köşeye sıkıştım, kala kaldım.
Yüzüne baktım.
Belki spiritüel bir açıklama veya iç açıcı bir derviş sözü söylememi bekliyordu.
Belki beni kendimle hesaplaşmaya itmek istiyordu.
Belki Ege yollarına düştüğüm zaman yaşadığım ruh dinginliğini kastediyordu.
40′lı yaşların başındaki arkadaşıma bunları sormadım.
Birdenbire “saymayı bırak” dedim.
Hayatı listelemeyi, sayıları bırak!
Boşluk doldurmayı, bırak!

Yazının devamını oku »





Şöyle Garip Bencileyin

28 03 2010

Kendi halinde orta büyüklükte bir göldür Walden. Concorde’un güneyinde koyu, derin bir maviliğin kıpır kıpır oynaştığı bir alemdir burası. Concorde mu? Memleketim. Doğduğum yer yani. Amerika’nın Doğu sahillerinde, Kanada sınırına yakın küçük bir kasaba. Beni sorarsanız, kimisine göre dik kafalı bir serseri, kimine göre ağırbaşlı bir veliyim. Ne de olsa, günlerimi şu gölün kenarında avare avare dolaşmakla geçiriyorum kimilerinin gözünde. Yoo, pek zengin sayılmam. İşte orta halli bir ailenin iki oğlundan küçüğü, Henry David’im. Ailecek kurşunkalem imal edip satarak geçiniriz. Ben de zaman zaman yardım etmiyor değilim babama. Ama ne zaman şöyle birazcık param olsa, fırsat bu fırsat deyip alır başımı dere tepe dolaşmaya çıkarım.

Doğrusunu isterseniz, insanlardan beni anlamalarını da beklemiyorum artık. Hayatlarını öyle ayrıntılara boğmuşlar ki, şaşarsınız. Hani kime sorsanız, hep daha iyi bir hayat sürmek için çalışıp didiniyorum der ya, ama nedense didinmesi bitirip, şu daha iyi hayatı yaşamaya başlayan birini göremedim çevremde. Anlaşılan, her zaman şimdiki hayatlarını uğrunda harcayacakları ‘daha iyi bir hayat’ bulabiliyorlar. Ben de az uğraşmadım hani. Her genç gibi, çocukluk yıllarımın hepsini, gençlik yıllarımın çoğunu, o okul senin bu okul benim, dirsek çürüterek geçirdim. Harvard’ı bitirdim. Hatta birkaç yıl öğretmenlik bile yaptım. Ama küçüklüğümden beri illa da büyük bir yazar olmak istediğimden mi, yoksa sırf bu kaprisli toplumu protesto etmek için mi bilmem, -galiba ikisi de doğru- bu garip hayat tarzını seçtim.

Yazının devamını oku »








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.