Tebrizli Şems’in çekiciliği nereden kaynaklanıyor?

19 04 2010

Dikkatinizi çekiyordur; son yıllarda Mevlana kadar Tebrizli Şems’e de büyük ilgi var.
Bu bütün dünyada böyle…Hatta bakıyorum da, Elif Şafak’ın “Aşk” ve Ahmet Ümit’in “Bab-ı Esrar” romanlarıyla bilmedikleri bir alana dalıveren tanıdıklarım Mevlana’dan çok Şems‘ten dem vurur oldular. Şems deyince başka bir heyecan duyuyorlar.Bu arada TÜRKKAD geçtiğimiz günlerde İstanbul’da uluslararası nitelikte bir Şems Sempozyumu düzenledi. Duyuyorum, ilahiyat fakültelerinde Şems üzerine tez yapmak isteyenlerin sayısı artmış.En son bizim Aktüel dergisinin kapağında şu yazıyı gördüm: “Anarşist ruhlu sufi Şems.”

Yazının devamını oku »





“Benim için ağlama”

13 04 2010

Öldüğüm gün tabutum götürülürken

Bende dünya derdi var sanma.

Benim için ağlama. Yazık, vah vah, deme.

Şeytan’ın tuzağına düşersen o zaman ağlamalısın.

Cenazemi gömdüğün vakit ayrılık, deme.

Yazının devamını oku »





Sabır İksiri

1 04 2010

Davud’u ziyarete giden Lokman onu demiri eritip şekil verirken gördü.

Demirden küçük halkalar yapıyordu o ulu bilge sultan sonra bu halkaları teker teker birbirine geçiriyordu.

Lokman o güne kadar böyle bir şey görmemişti, hatta bu sanatın nasıl bir sanat olduğundan habersizdi. Hayret içinde kaldı.

“Sorsam” diyordu içinden, “neden halkaları böyle birbirine geçirmede?”

Sonra caydı sormaktan, “sabretmek gerek” dedi, “sabır hedefe giden yolun kılavuzudur.”

Sabreden kuş ötekilerden daha iyi, daha güvenli uçmaz mı? Elbet nedenini açıklar, dedi içinden.

Hem sabırsız için kolay olan birden zorlaşmaz mı?

Yazının devamını oku »





Padişan’ın Kızı

28 03 2010

Henüz yirmisinde olan genç bir delikanlı… Bir kıza gönlünü kaptırmış, o derece âşık olmuş ki, sevdiğinden başka bir şey düşünemez, derdiniz kimseye anlatamaz olmuştu.

–Ne haldesin, sana ne oldu? diyenlere mahzun bir tebessümle bakar, hiçbir şey söylemezdi. Onun bu hali çevresinde bulunan herkesi merak içinde bırakmıştı. Onun derdini birlikte çobanlık yaptıkları yakın arkadaşından başka kimse bilmezdi. İki arkadaş gündüzleri köyün koyunlarını güder, geceleri de kaldıkları tek oda bir kulübede yaşarlardı.

Günlerden bir gün, günlük işlerini yapmış, kulübelerine dönmüşlerdi. Âşık olan çoban her zamanki gibi kulübelerinin az ilerisindeki bir kaya parçasının üzerine oturmuş, yaşlı gözlerle güneşin batışını izlemektedir. Diğer çoban da akşam yemeği için hazırlık yapmaktadır. Tam bu esnada kulübelerinin önüne gelen bir ihtiyarın sesi duyulur.

Yazının devamını oku »





Necip Fazıl’dan inciler

17 03 2010

AYNI NOKTA (1978)

Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım;
Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.

***

KAVUŞMAK (1980)

Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?

***

GEÇER (1976)

Hasret bir rüzgâr, kapı kapı aralar geçer,
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer…

Yazının devamını oku »








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.