Tek Toplum

21 06 2010

Geleneksel “kast sistemi” ile yeryüzünde en katı “sınıflı toplum” yapısını oluşturan Hindistan’da dört bin kadar tanrı olması acaba tesadüf mü?

Tesadüf değil, çünkü “çok tanrılılık” ile “çok sınıflılık” arasında kopmaz bir bağ var.

Biri diğerinin ifadesinden başka bir şey değil.

Bu durumda, “Cahiliye döneminde 360 put vardı” demek, her kabilenin üç-dört (bazen sekiz-on) putu/totemi olduğu için en az 60-70 kabile (sınıf/kast) vardı demektir.

İşte bu kabile sistemi, Hind kast sisteminin 7. yüzyıl Arabistan’ındaki ifadesiydi.

Bu durumda bir toplumu soy, sop, dil, ırk, renk, kavmiyet, milliyet, mülkiyet hatta cinsiyet bakımından kabilelere (sınıflara/kastlara) bölüp parçaladığınız ve bunlar üzerinden hegomonyalar ürettiğiniz zaman “şirk” koşmuş oluyorsunuz.

Halbuki halklar (şuûb) ve kabileler (kabâil) hegomonya ve üstünlük taslamak için değil; kendini ötekinde açma ve geliştirme (teârüf) ve hayırlarda yarış için vardır.

Yazının devamını oku »





Recep İhsan Eliaçık’ın kaleminden “Kader Meselesi”

6 06 2010

“-Söyle bakalım İslam’ın şartı kaç?”  “- Peki imanın şartı kaç?” diye devam edip giden konuşmaların yüzlercesine şahit olmuşsunuzdur.

Artık böyle sorular soruluyor mu bilmiyorum, ama bizim çocukluğumuzun en ünlü sorularıydı bunlar… Özellikle misafirliklere gidildiğinde çocuklara en çok bu ve benzeri sorular sorulurdu. Çünkü ‘muhafazakâr dindâr’ büyüklerimize göre bunlar ilk öğrenilmesi gerekenlerdendi, bilmemek çok ayıptı. Bu tür sorulara verilen cevaplar çocuğun dini öğrenmeye başlayıp başlamadığının da testi ve göstergesi sayılırdı…

Gel gör ki bu tür “şartlı refleksler” tâ Emevî devrinden kalma ezberden başka bir şey değil. Bari doğru olsa, üstelik yanlış bir ezber.

Bakın nasıl.

Yazının devamını oku »





Nemrud Kıssası ve Hegomonun Genetiği

3 05 2010

“Hegomon” sözcüğü Latince güç sahibi olmak, tahakküm (hegomonia) kökünden geliyor.  Eski Yunanca’da aynı anlamda (h)egemon deniyor. Türkçe’ye Latince kökten esinlenerek “egemen” olarak geçmiş…

“Karun kıssası veya zenginin genetiği” makalesi mülkü “mal” (para, servet) boyutundan ele alıyordu.  “Nemrud kıssası veya hegomonun genetiği” ise mülkü “iktidar” (güç,   egemenlik)  boyutundan ele alıyor. Malum, Kur’an’da mülk, mal ve iktidar gücü anlamında kullanılan bir kavramdır. Bu durumda “Mülk Allah’ındır” (lehu’l-mülk) ifadesi müstağninin (malı ile büyüklenen) ve müstekbirin (iktidarı ile büyüklenen) kibrini kırıcı ve genetiğini çözücü bir ifade…

Yazının devamını oku »





Nasıl Dua edilmelidir?

30 04 2010

1. Duada, korku ile ümit birlikte bulunacaktır.

Kur’ân-ı Kerim: “Allah’a korku ve ümitle dua edin” (A’raf, 56) ayetiyle bunu formülleştirmiştir. Yalnız korku veya sadece ümit, duada seviyesizliktir. Tek başına korku, rahmete güvensizliğe ve nihayet tükenişe götürür. Tek başına ümitse, hiçbir tehlike, zorluk, sınır tanımadığından benliği Firavunlaştırır. Kul, sürekli olarak korku ile ümit arasında olmalıdır.

2. Duada bağırıp çağırarak haddi aşmamalıdır.

Buyrulmuştur ki: “Rabbinize boynu bükük halde ve gizlilik içinde dua edin.” (A’raf, 55)

Bağırmak, riyâ ve şikayetin beslediği bir hastalıktır. Bu yüzden Peygamberimiz, bağırarak dua etmeyi şiddetle yasaklamışlardır. Çünkü, Allah şöyle buyuruyor: “Kullarım beni sana beni sorunca, onlara şunu haber ver: Ben onlara çok çok yakınımdır! Birisi bana yalvarınca ben onun niyazına hemen cevap veririm.” (Bakara, 186)

Yazının devamını oku »





Recep İhsan Eliaçık Röportajı

30 04 2010

-Hakkınızda internet sitelerinde, bilhassa sözlüklerde “Müslüman Komünist” tanımı kullanılıyor. Nereden çıktı bu?
Klasik laik-dindar çekişmesi içinde her iki tarafın içindeki pislikler ortaya çıkmıyor. Halbuki her iki tarafın pisliklerini, kendi içindeki vicdan sahiplerinin ortaya çıkarması gerekiyor. Son zamanlarda ben buna çok özen gösteriyorum. Böyle olunca da sevmiyorlar, Komünist ilan ediyorlar. “Yıllardır beklediğimiz an geldi, tam nimetlere konmaya başladık kardeşim sen de nereden çıktın?” diyorlar. En yakınlarımız bize tavır almaya başladı. Mülkiyet, para-pul meselesi öyle bir şey ki, kırk yıllık dostluklar bir anda dağılıyor. Bir anda kırk yıllıkmış gibi dostluklar kuruluyor. Adam diyor ki: “Tamam kardeşim her şeyi söyle. Hurafelere karşı çık, mucizeyi inkar et, cin yok de, şeytan yok de… Tamam bunlara bir şey demiyoruz ama mülk meselesine girme. Oraya dokunma.” Halbuki İslamî çevrelerin çöktüğü yer burası. Hepsi çökmüş vaziyette. Yerlerde sürünüyorlar haberleri yok. Koskoca bir AK Parti iktidarı var. Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, belediyeler bu iklimden çıkan insanların elinde. Ama önceki ANAP Hükümetinden ne farkı var? Geleneksel Türk siyasetinden ne farkı var? Bir ekip gelir, iktidar zenginleri üretir. Bir başka ekip gelir, onlar da kendi iktidar zenginlerini üretir. İşte şimdi sıra AK Parti’de. Bunlar da kendi iktidar zenginlerini üretiyor.

Yazının devamını oku »








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.