
Sözleri:
Bana bir masal anlat baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay
Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal

Sözleri:
Bana bir masal anlat baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay
Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal

11. Yüzyıl Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hâcip’in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a atfen yazdığı bu eserin, çok okunup ibret alınası bu bölümünü benimle paylaşıp, benimde sizlerle paylaşmama vesile olan Özlem kardeşime teşekkür ediyorum.
“Akıl senin için iyi ve yeminli bir dosttur. Bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir.
Allâh’a sığın, onun emrine itaatsizlik etme!
Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.
Allah’tan ne gelirse ona râzı ol!
Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.
Hayat yolunda beni yalnız bırakmayan değerli dostlarım,
Sitedeki yazı akışının bir süredir durgunlaştığını biliyorum. İşlerimin yoğunluğu sebebiyle kendime ayıracak vakti dahi zor buluyorum. Ama pes etmek olmaz, haklısınız. Yeniden bir gayretle yazılara devam etmeye çalışacağım. Aksaklıklarımı affediniz
Yolunuz Hakk’a olsun. Sözünüz ve özünüz doğru olsun.
Teslimiyetin özünü arayıp/anlayıp, Rabbi hakkıyla tanımak duasıyla…

Gün gelir eskiye dönmek isteriz. Çocukluğumuza dönmek, minicik ellerimizle oynadığımız oyunları tekrar oynamak, annemizin “eve geç kalma” nasihatlarının ardından hiçbirşeyi düşünmeden koşmak, eğlenmek, dersleri asmak… Yaş ilerledikçe bu özlemlerimiz içimizde büyür. Belki de ömrümüzün en mutlu anlarıdır o zamanlar… Öyle anlar gelir ki bir şarkı sözü, bir melodi, bir çizgi film kahramanı gibi sıradan olabilecek bir şey, yüreğimizin derinliklerindeki “o an” lara götürür bizi… Hem tarif edilemez bir mutluluk sarar hem de hüzünleniriz… İşte bir dönem televizyon dizisi olarak izlediğimiz “Süper Baba” benim için böyle derin anlamlar uyandırmıştı. Şimdi bu dizinin unutulmaz melodilerinden bir kaçını sizlerle paylaşacağım.
Çengelköy Olur Masal – Yeni Türkü
Alim Eve Döner – Yeni Türkü
İpek – Yeni Türkü
İpek’in Yolculuğu – Yeni Türkü

Hoş geldin ey suskun sevgilim;
Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.
Hoş geldin ey yüzü gamzelim;
B/akışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Gör(e)meyip de seni, göster(e)meyip de yanımda yöremde, görür gibi huzurunda tut çaresiz yetimliğimi.
Hoş geldin ay yüzlüm benim;
Tut saçlarımın kakülünden, kaldır yüzümü yerden. Utancımı tebessümünün kıvrımlarına dola, yut. Pişmanlığımı gül yanağının yamaçlarına sar, uyut. Dağıt neşemin saçlarını, hüznün tenine yasla umarsızlığımı.

Bu makalede İslam düşünce tarihinde yalnız kalmış bir fikri damardan kısaca bahsetmek istiyorum.
Unutulmuş veya yalnız kalmış olmaları doğru düşünmedikleri anlamına gelmez. Bilakis kendi çağlarının hayli ötesinde fikirlere sahip olmaları muhtemeldir.
Niyetim, böylesi fikirlerin de olduğundan hareketle “İslam düşüncesi tarihinin”, aslında, kendini bir dünya düşüncesi haline getirebilmiş son derece renkli ve devasa bir birikime sahip olduğunu biraz olsun gösterebilmektir.
İslam tarihinde oluşan fikri “statüko” bunların çoğunu dışladığından bugün için pek bilinmezler. Adları etrafında şüphe bulutları estirildiğinden “sakıncalı piyade” muamelesine tabi tutulmuşlardır. Yani tabiri caizse ellerinden silahları alınmış, rütbeleri sökülmüş ve karargah merkezlerine sokulmamışlardır…
Çoğunun fikirleri, örneğin, Abbasi İmparatorluğu’nun “üniversite rektörü” ve sonraki Müslüman imparatorlukların da daimi gözdesi olan Gazzalî’nin gördüğü itibarı görememiştir.
Aşağıda özellikle “evrim teorisi” hakkındaki görüşlerini öne çıkararak aktardığım bunlardan bazıları “modern çağı” hiç görmediler ve yaşamadılar.

İktisat sadece iktisat değildir!
Rakamlar, oranlar, istatistiksel veriler, kaynaklar, ihtiyaçlar ve arzu tahminleri…
Bu kadar mı yani?
Bize hep gösterilmeye çalışıldığı gibi “aldım, verdim, ben seni yendim” midir iktisat? Belki. Ama nasıl?
Evin, ülkenin, dünyanın geçim derdine dair bilgi ve yöntemden ibaret midir? Hayır.
İktisat muazzam bir sosyolojinin parçasıdır.
Ve Sabri Ülgener hocanın anısını selamlayarak vurgulamalıyım ki, iktisadın baştan ayağa manevi ve ahlaki boyutu vardır…
Vicdanlarımızı lekeler, hayallerimizi süsler, umutlarımızı törpüler…
Uzun hikâyedir.
Son Yorumlar